MAKALELER > 

İLETİŞİM VE BİLGİ TOPLUMUNDA YÖNETİMİN YAPILANMASI

İLETİŞİM VE BİLGİ ÇAĞINDA KAMU YÖNETİMİ

Dünyada insanlık tarihinde, karşılıklı ilişkiler ile yönetim sorunları birer sosyal problemler olarak hep karşımızda çıkmaktadır.  İnsanlar birlikte yaşamaya başladıklarından beri kendileri için sürekli en iyi yönetimi arayıp durmuşlardır. Devlet; insanlığın geçirdiği bu gelişmelerin neticesinde, ortaya bir toplumsal sosyal sözleşme olarak çıkmıştır.  Vatandaşlar bir kısım haklarını kullanma yetkisini devlete terk ederken; devlet de bu hakları toplum yararına birlikte yaşamak için “ güvenlik, adalet, barış, refah gibi “ kullanacaktır.

Taraflar arasındaki bu sözleşme Anayasadır. Modern anayasalar, vatandaşların temel hak ve hürriyetlerini koruyan, halk tarafından yapılan ve kabul edilen sözleşmelerdir. Çağımız demokrasilerinin en önemli göstergesi bu sivil anayasalardır. Demokrasinin varlığını yada yokluğunu veya özürlü olup olmadığının ölçüsü o ülkenin anayasasıdır.

İnsanlık tarihini; tarihçiler, sosyologlar, ekonomistler  ve siyaset bilimciler üç döneme ayırmaktadırlar. İlk dönem; Tarım toplumu dönemi, ikinci dönem; Sanayi Toplumu dönemi, Üçüncü ve içinde bulunduğumuz dönem; Enformasyon ( Bilgi ve iletişim ) Toplumu dönemi.

Bu dönemlerin kendine has üretim ve tüketim yapıları, yönetim yapıları, kültürel yapıları vardır. Tarım toplumunda Efendi - Köle, Sanayi toplumunda İşçi - Sermayedar, Bilgi toplumunda Bilenler - Bilmeyenler ( Bilgiyi kullananlar - kullanamayanlar ) yönetim yapılanmasının belirleyici unsurlarıdır.

Enformasyon Toplumunda, herkes aynı anda hem üretim, hem de tüketim süreçlerinin bir halkasını oluşturmaktadır. Böylece sanayi toplumuna özgü değişim ekonomisinin yerini; bilgiye dayanan, mikro seviyede ihtisaslaşan ancak ekip halinde üretim yapan ekonomi almaktadır. Böylece sanayi toplumunda çok önemli bir yer tutan ekonomik işletmeler ( özel şirketler, kamu kuruluşları ) Enformasyon toplumunda yerlerini gönüllü katılım ilkesine dayanan  kuruluşlara ( cemaatleşmelere ) bırakacaklardır.

Bu kuruluşlar Gönüllü kültür, sivil kuruluşlardır. Bilgi Toplumunda Özel sektör, Kamu sektörü yanında ve onlardan daha güçlü olarak ve üçüncü sektör olarak ortaya çıkmaktadır. Bu sivil kuruluşlar (cemaatler), mahalli örgütlenmeler şeklinde ortaya çıkabileceği gibi; orta ölçekte örgütlenmiş enformatik topluluklar da de olabilir. Enformasyon ( Bilgi ve iletişim ) teknolojilerindeki gelişmeler sayesinde, coğrafi uzaklık bu tür oluşumlar için bir engel olmaktan giderek çıkmaktadır.

Genel olarak sanayi toplumu özel mülkiyete, serbest rekabete ve kar maksimizasyonuna dayandığı halde, enformasyon toplumunda belirleyici olan; -ister kamuya, ister özel kuruluşlara ait olsun- teknolojik alt yapısıdır. Bu altyapıda da önemli olan maddi sermaye değil; bilgi - enformasyon ağırlıklı insan kaynaklarıdır.

Toplumdaki bu gelişme ve değişmeler kamu yönetimini belirlemede de etken olmaktadır. Yönetimin yapısı ve oluşma şekli bu dönemlerin aynı zamanda bir özelliğidir de.

Sanayi toplumundaki ana eğilim iktidarın merkezileşmesidir; toplumsal sınıflar bu merkezi iktidarın çevresinde hiyerarşik bir ilişkiler ağı oluştururlar. Buna karşılık enformasyon toplumunda iktidar, çok merkezli bir nitelik kazanacak ve toplumsal örgütlenme, hiyerarşik değil; yaygın ve yatay ilişkilerle birbirini bütünleyen toplumsal kümeler esasına dayanacaktır.

Burada belirtmek gerekir ki Toffler’in ‘azınlıkları’, “örneğin doktorlar, motosikletçiler, dinsel azınlıklar, bilgisayar programcıları...” gibi gruplardır!

Sanayi toplumları, sermaye birikimi zorunluluğu nedeniyle, isteseler de istemeseler de - siyasal anlamda - merkezi örgütlenmeye dayanan toplumlardır. Toplumun sosyal yapısı Kamu yönetiminin bu şekilde oluşmasını adeta zorunlu kılmaktadır.

Sermaye birikiminin özel mülkiyet yoluyla gerçekleştiği kapitalist toplumlarda da, devlet eliyle gerçekleştiği sosyalist toplumlarda da iktidarın merkezileşmiş olması, sanayi toplumlarının bu özelliğinin evrensel bir nitelik taşıdığını göstermektedir. Bu nedenle sanayi toplumlarının, çoğunluk esasına dayanan parlamenter demokrasileri de, sınıf diktatörlüğü esasına dayanan halk demokrasileri de, enformasyon toplumunda yerlerini; en geniş manada insan hak hürriyetlerini, azınlık haklarını ve küçük grupların taleplerini daha fazla dikkate alan katılımcı demokrasilere bırakacaktır.

Bunun bir sonucu olarak, sanayi toplumlarında toplumsal değişmenin en önemli araçlarından biri olan, siyasi partiler, işçi sendikaları gibi kuruluşlar, yerlerini daha özel talepler çevresinde örgütlenmiş, daha esnek sivil örgütlenmelere bırakacaktır. En azından bu kuruluşlar varlıklarını devam ettirmekle beraber etkileri azalacaktır. Fakat sivil gönüllü kuruluşların etkisi fazla olacaktır.

Yine bunun gibi, sanayi toplumlarının karşılaştığı temel problemler de nitelik değiştirecektir. Genel olarak sanayi toplumlarının karşılaştıkları üç büyük problem, iktisadi durgunluğun yol açtığı işsizlik, uluslararası sorunların yol açtığı savaşlar ve merkeziyetçi yapının yol açtığı her türden diktatörlükler olarak sayılır.

Enformasyon toplumunu bekleyen tehlikeler ise, çok hızlı seyreden toplumsal dönüşümlere ayak uyduramamaktan kaynaklanan gelecek korkusu, bireysel ve örgütlü terörün yaygınlaşması, özel hayatın mahremiyetine tecavüzlerin artması ve özellikle bireylerin mahremiyetine devletin sınırsız müdahalesine imkan veren teknolojilerin yaygınlaşması gibi tehlikelerdir.

Enformasyon toplumuna iyimser olmayan yaklaşımlar da mevcuttur. Enformasyon toplumunun temelini oluşturan teknolojik gelişmelerin doğrultusuna ve içeriğine baktığımızda, Orwell’in tasvir ettiği türden bir sürekli sıkıdenetim düzeninin hiç de uzak bir tehlike olmadığını görebiliriz.

Enformasyon toplumu ile ilgili hemen hemen bütün çalışmalarda George Orwell’in 1984’üne yapılan atıflar da, bu sayılan hususların şimdiden nasıl yaygın bir endişe kaynağı olduğunu göstermeye yeter.

Sanayi toplumunun en ileri aşamasını, özellikle dayanıklı tüketim maddelerine kitlesel tüketim     ( “yüksek kitle Tüketim Toplumu” ) teşkil etmektedir. Buna karşılık enformasyon toplumunun en ileri aşaması ise, bilgisayarlaşma sayesinde herkesin bilgi üretimine doğrudan katkıda bulunabilmesiyle ortaya çıkacak olan “ Yüksek Kitlesel Bilgi Üretimi Toplumu “ aşaması olacaktır.

Son olarak, sanayi toplumunun manevi dayanağı, insanın özgürlüğü, temel insan haklarına saygı gösterilmesi, bireyin yüceltilmesi, insanlar arasındaki eşitsizliklerin giderilmesi... gibi ilkeleri öne çıkaran Rönesans Ruhu’dur. Buna karşılık enformasyon toplumunun manevi dayanağını, insanın yukarıda sayılan değerler yanında; hem sosyal  çevresiyle, hem de tabii çevresiyle uyum halinde yaşamasını hedef alan  bir tutum teşkil etmektedir.

Dünyadaki bütün bu gelişmeler çağa ayak uydurmayı zorunlu kılmaktadır. Sosyal kanunlara ters uygulamalar yapabilirsiniz ancak bunun sonuçlarına da katlanmak zorundasınız. Son on yılda bunun en güzel örneği yıkılan demirperde ülkeleridir. Aşırı merkeziyetçi ve devletçi yapı daha fazla dayanamamış ve dağılmıştır. Bu yapıda olan ancak sosyalist devletler bloğunda yer almayan Türkiye’nin de acilen yönetim reformuna yani yönetimde yeniden yapılanmaya ihtiyacı vardır.

Tabii ki, her rejim gibi yerel ve katılımcı demokrasinin de sorunları vardır. Gittikçe karmaşıklaşan Enformasyon toplumunun yönetiminde de kendine has zorluklar vardır. Özellikle yerel sorunların çözümünde yerel demokrasinin gerekli olduğu, tek - konulu sorunların çözümünde gönüllü kuruluşların rolünün arttığı ve artması gerektiği doğrudur. Ama bunlar ulusal politika kavramını ve kurumlarını eskitmiş, demode yapmış değildir. Çünkü ülkelerin bütün hayatı yerel sorunlardan ibaret değildir; ülkelerin makro veya milli politikalara ihtiyacı devam edecektir. Hatta artık ülkeler arası çözümler gereken konular çoğalmaktadır.

Bu yapılanma merkezde gereksiz ve yük olan yetkilerin yerel idarelere terk edilmesini zorunlu kılmaktadır. Merkezi idare Adalet, Güvenlik, Dış Politika  ve Eğitim de müfredatı belirleme gibi ulusal çapta işleri yapacak diğer işlerde sadece planlamacı olacaktır. Diğer bütün işler Yerel yönetimlere terk edilmelidir.

Sağlık, eğitim, bayındırlık, turizm gibi hizmetler yerel yönetimlere bırakılmalıdır.

Devlet acilen başta bankalar olmak üzere; bütün kamu iktisadi teşebbüslerini özelleştirmelidir. Bu kuruluşlar çok ortaklı şirketlere öncelikle satılmalıdır.

Merkezi idare yetkilerini devrederken; yerel yönetimlerin yapısı da tamamen değiştirilmeli, bununla beraber başta seçim yasaları olmak üzere ilgili yasalar da değiştirilmelidir. Yerel yönetimlerin bu hali ile, bu reform yapılırsa eskisinden çok daha korkunç bir kaos oluşacaktır.

Bu yapılanma halkın katılımını en yüksek düzeyde sağlamalı, halkı yönetime ortak etmelidir. İl meclislerinin yetki ve görevleri arttırılmalı, seçilme esasları değiştirilmelidir. Belediye başkanlarını il meclisi seçmelidir. Gerekirse belli çoğunluktaki güvensizlik oyu ile görevden alabilmelidir.

Merkezde ise Anayasada gerekli değişiklikler yapılarak; Başkanlık sistemine geçilmeli, bakanlar meclis dışından atanmalıdır. Meclis denetim ve yasa yapmalıdır. Seçim kanunları da değiştirilerek dar bölge iki turlu yapılmalıdır.

Kısaca cümlelerle geçtiğimiz, ancak her biri için cilt dolusu çalışma yapılması gereken bu konular. Toplumun sosyal ve ekonomik ihtiyaçlarından doğan zorunluluktur. Geçici tedbirler sadece hastanın ömrünü biraz daha uzatmakta ancak onu iyileştirmemektedir.

Ülkemizdeki bu çalışmalara katkı sağlamak için bütün gönüllü kuruluşların görüşü alınmalıdır. Aydınlar bu konuda fikir üretmeye zorlanmalı ve teşvik edilmelidir.

Amaç dünyadaki bütün insanların insan gibi yaşama koşullarını sağlamaktır.

Bu yapılanma halkın katılımını en yüksek düzeyde sağlamalı, halkı yönetime ortak etmelidir. İl meclislerinin yetki ve görevleri arttırılmalı, seçilme esasları değiştirilmelidir. Belediye başkanlarını il meclisi seçmelidir. Gerekirse belli çoğunluktaki güvensizlik oyu ile görevden alabilmelidir.

Merkezde ise Anayasada gerekli değişiklikler yapılarak; Başkanlık sistemine geçilmeli, bakanlar meclis dışından atanmalıdır. Meclis denetim ve yasa yapmalıdır. Seçim kanunları da değiştirilerek dar bölge iki turlu yapılmalıdır.

Kısaca cümlelerle geçtiğimiz, ancak her biri için cilt dolusu çalışma yapılması gereken bu konular. Toplumun sosyal ve ekonomik ihtiyaçlarından doğan zorunluluktur. Geçici tedbirler sadece hastanın ömrünü biraz daha uzatmakta ancak onu iyileştirmemektedir.

Ülkemizdeki bu çalışmalara katkı sağlamak için bütün gönüllü kuruluşların görüşü alınmalıdır. Aydınlar bu konuda fikir üretmeye zorlanmalı ve teşvik edilmelidir.

Amaç dünyadaki bütün insanların insan gibi yaşama koşullarını sağlamaktır.