MAKALELER > 

TÜRKİYE’DE ARTIK İRTİCA ÖNCELİKLİ TEHDİT DEĞİL

 KKTC Cumhurbaşkanı Sayın Rauf Denktaş’ın TBMM de yaptığı yaklaşık bir saatlik konuşmayı hep birlikte dinledik. Bu konuşmada Sayın Denktaş bilinen şeyler dışında yeni bir şey anlatmadı. Kamuoyunda konuşmanın içeriğinden çok Başbakanın mecliste olmaması konuşuldu, medyada haber oldu.

            Başbakan Erdoğan, Denktaş'ın konuşması olduğu saatlerde Sayın Cumhurbaşkanı ile haftalık mutat toplantısı olduğunu söyleyerek katılamayacağını belirtmiş idi; Ancak Cumhurbaşkanı, İstanbul’da olduğunu belirterek toplantıyı iptal etmiştir. İstanbul’daki toplantıda özetle; Türkiye’deki irticai faaliyetler, ABD’nin Ilımlı İslam Projeleri ( Sert İslam da varmış gibi )  hakkında Türk milletinin dikkatini çeken bir konuşma yapmıştır.

            İşte beni de en çok ilgilendiren davranış bu olmuştur. Başbakan ile olan toplantısını iptal ederek adeta onu Meclise gitmeye ve Denktaş'ın konuşmasını dinlemeye mecbur etmek, şık olmamıştır. Sayın Cumhurbaşkanımız Devlet yönetme geleneğine uygun davranarak toplantıyı gerçekleştirmeli idi. Başbakanı zor durumda bırakmak, doğrusu bir çok kişi gibi beni de üzmüştür.

            Sayın Cumhurbaşkanının, İstanbul’daki toplantıda yapmış olduğu bir kısım tespitlere katılmakla birlikte; Türkiye’de birinci tehlikenin İrtica olduğu söylemine katılmıyorum. Zaten bu söylemler Türk halkına çok inandırıcı gelmemektedir. Eğer gelse idi sürekli bu suçlamalara muhatap olanları, seçimlerde iktidar yapmaz onlara yerel seçimlerde de en çok oyu vermezdi. Ülke Rüşvet, yolsuzluk ve hortum batağına saplanmış çırpınırken, marjinal bir kısım grupları halen öncelikli tehlike olarak görmek yanlıştır. Türkiye’deki öncelikli tehlike; Rüşvet, Yolsuzluk ve hırsızlıktır. Dünyadaki en güzel İslami hayat tarzı Türkiye’de dir. Hiçbir Müslüman, Türkiye’ninkinden farklı bir rejimde yaşamak aptallığını düşünemez. Zaten Türkiye’den kaçan, sağcısı solcusu, Şeriatçısı hepsi Avrupa ülkelerine kaçıyorlar. Çünkü en güzel rejim, Demokrasi ve Hukukun üstünlüğüne inanan rejimlerdir.

            Bu tespitlerin yanlış olduğunun, en açık delilleri son elli yıldır yaşadıklarımızdır. Birkaç yıl önce ellerindeki sopalarla, siyah cübbeleri ile sokaklarda dolaşan, Televizyonlarda her gün boy gösteren  Aczimendiler neredeler şimdi. 28 Şubat Post modern darbecilerinin yarattıkları ve anlattıkları öcüler neredeler şimdi.

            12 Eylül İhtilali öncesi terör olayları; darbe olduğu gün bıçak gibi kesilmişti. Ne olmuştu, nereye gitmişti; ülke için, tehlikeli faaliyetler ve tehlikeli örgütler. Aslında bunun en güzel cevabını Susurlukta meydana gelen kaza vermişti. Ancak bunu hiç kimse anlayamadı veya anlamalarına fırsat ve izin vermediler.

            O dönemlerde sorgulanan Ülkücülerden biride bendim. Asıl ve büyük tehlikenin Komünist faaliyetler ve örgütler olduğuna inanıyorduk. Onlara karşı da her türlü silahlı silahsız çatışmalara giriyorduk. Bizi sorgulayanlara,Türk devletini korumak için bütün bu çalışma ve çatışmaların içinde olduğumuzu söylediğimizde;   “ – Hadi lan, bu ülkenin Askeri var, Polisi var, size mi kalmış ülkeyi savunmak. “ gibi ve benzeri hakaret dolu sözlerle ben ve bütün arkadaşlarım sorgulandık.

            Aslında söyledikleri doğru idi, Devletin Askeri ve Polisi vardı; netekim terör bıçak gibi kesilmişti. Sağcı veya solcu binlerce gencecik vatan evladı her gün öldürülürken, onlar demek ki seyrediyorlarmış. Nasıl olsa günü gelince müdahale edeceklerdi, o gün de 12 Eylül idi. Susurluktaki aracın içinde olan birliktelik, terör organizasyonunun nasıl olduğunun en açık göstergesi ve gözleri görenler için açık seçik bir aynadır.

            İşte yaşadığım, yazmaya kalksam birkaç cilt olacak anılarım; irticai tehlikeden bahsedilirken gülümsememe neden oluyor. Bu ülke güçlüdür, bu Millet de akıllıdır, Tehlike icat edilmesine aldırmaz, artık bu tür organizasyonlara da pabuç bırakmaz.

            Bak havada kuş uçuyor diyerek bu milletin cebindeki paraları çalan hırsız misali; irticai ve bölücü tehlikelerden bahsederek hortumcu ve hırsızları gözden kaçırmayalım. Kubilay'lar olmaya hazırız diyenlerin Ermeni ve Kardeşinin de Asala üyesi olduğunu bir kısım gazeteler yazdı, ancak anlı şanlı medyamız laf kalabalığına getirdiği için unutuldu, kimse duymadı.  Ama ben ve benim gibiler unutmaz.

            Dilimizin döndüğü elimizin yettiği kadar anlatmaya ve söylemeye devam edeceğiz. Bunları söylemek, 12 Eylül öncesi ülkücüleri için bir vebaldir, görevdir.

Devletin, halkı doğru bilgilendirdiği, seçilenlerin ülkeyi yönettiği,  ve yüzünüzün sürekli güldüğü, üzüntülerin uzak olduğu bir hafta dileklerimle.

16 Nisan 2004