MAKALELER >
TÜRKİYENİN ALTERNATİFSİZ KÜRT-IRAK POLİTİKASI
Yanı başımızda Dünya coğrafyasının yeniden çizildiği tarihin önemli dönemeçlerinden biri yaşamaktayız. Biz bu tarihi olayı sadece seyretmek ve bizden istenileni yapmakla yetinmekteyiz. Bölgemizde hiçbir menfaat elde edememize rağmen herkesi kendimize düşman hale getirmişiz. Klasik Türkün Türk’ten başka dostu yoktur. İç ve dış düşmanlar Ülkemizi bölmeye çalışmaktadırlar. İçeride ve dışarıda etrafımız düşman kaynamaktadır. Gibi paranoya anlayışları terk ederek akılcı ve gerçekçi olmalıyız. Kuzey Irakta yaşananlar, bugün gelinen nokta doğru politika takip etmediğimizi göstermektedir.
Kuzey Iraktaki Kürtler şunu iyi bilmelidir ki; Kürtlerin yeryüzündeki birinci dereceden tek akrabaları Türklerdir. Bütün Kürtler, bu gerçeği bilerek gelecekleri ile ilgili plan yapmak zorundadırlar. Geleceklerini ve bugünlerini programlarken hiçbir zaman bu gerçeği göz ardı etmemelidirler. Onların zulümden uzak, insanca yaşama temel hak ve hürriyetleri ancak Türkiye’nin desteği ve isteği ile mümkündür.
Türkiye’nin de aynı gerçeklerle yaklaşımı ve politikası daha yumuşak ve diplomatik olmalıdır. Bir kısım gerçekleri yok sayarak gerçekçi ve tutarlı politikalar üretmek zordur. Askeri çözümler her zaman en son çaredir.
Türkiye’nin Kuzey Irakta lehine tutarlı ve gerçekçi politikalar üretememesinin sebeplerinden biride budur. Kürtler ile ilişkilerinde; onları sürekli potansiyel tehlike görerek askeri ve cebri tedbirler ile çözüm aramıştır.
Eğer akılcı politikalar takip edilseydi; Kuzey Iraktaki Kürtler bu günkü düşmanca davranışlarını sergileyemeyebilirlerdi. Kürtler, Türk Askerine kucak açarak onları Kuzey Irak’a kendileri çağırabilirdi. Terör örgütlerinin yandaşlarını aralarında barındırmayabilirlerdi. Kerkük – Yumurtalık boru hattının güvenliğini sağlayabilirlerdi.
Türkiye, Irakla ilgili olarak bizim içerisinde olmadığımız çözümü Amerikanın hayata geçiremeyeceğini düşünerek yanılmıştır. Amerika on yıldan fazladır her türlü imkanlarını bu işe seferber etmiştir. Kuzey Irak’tan altı bin Kürt peşmerge on yıl öncesinden götürülerek eğitilmiş ve yetiştirilerek bölgeye salınmıştır. Hepsi birer Amerikan ajanı olarak görev yapmaktadırlar. Amerika çıkarlarının gerektirdiği politikaları; zaman içinde sabırla bir nakış gibi işleyerek ve hesaplarını çeşitli varsayımları düşünerek yapmıştır.
Bizler sadece tek bir çözüm peşinde koşmuş, alternatif politikalar üretmediğimiz için bu günkü görünüme gelinmiştir.
Halbuki; Türkiye yanı başındaki yangında daha aktif olabilirdi. Saddam diktatörlüğüne karşı demokratik ve insan hakların sağlanmasını savunabilirdi. Hem Kürtler, hem Türkmenler hem de ülkede yaşayan herkes için bunu isteyebilirdi. Yani kendisi önde politika belirleyici olabilir, Amerikanın arkasından olaylara zoraki sürüklenmez; kendisi Amerika’yı arkasından sürükleyebilirdi. Bu açıdan ilk Körfez krizi en uygun zamandı. Rahmetli Özal bunu görmüş, kısmen mesafe almış, çok uğraşmış fakat maalesef yalnız kalmıştır, politikalarını uygulayamamıştır.
O gün Türkiye lehine olan şartlar bugün hepsi aleyhine dönmüştür. Irak’ın kuzeyini Türkiye’ye sunan, Petrollerin kontrolünü ortak üstlenmeyi teklif eden Amerika; bugün önümüzde ciddi bir settir. Zamanın Genelkurmay Başkanı Devlet yönetme anlayışımız uyuşmuyor diyerek istifa etmiştir. Tarih ileride bunları yazarken kimler için neler söyleyecektir. Tahmini pek de zor değildir.
Türkiye Uluslar arası Meşruiyet saçmalıklarını bırakarak Milli Menfaatlerimizin gerektirdiği politikaları uygulamalı bunun için ne gerekiyorsa yapmalıdır. Devleti yönetenler İnsan Hakları Derneği başkanı olmadığını anlamalı ona göre konuşmalıdırlar.
Türkiye ileride vazgeçmek zorunda kalacağı politikalar peşinde koşarak prestij kaybetmek yerine. Dünya gerçeklerini doğru algılayarak, hasımlarını iyi tanıyarak, dostları ile birlikte hareket ederek menfaatlerine en uygun politikaları geliştirmelidir
15 Ekim 2003

