MAKALELER >
DEVLETİN DİNİ DE İDEOLOJİSİ DE OLMAZ O LAİKTİR
Türkiye’de herkesin yıllardır tartıştığı din ve devlet ilişkilerindeki çatışmalar maalesef halen devam etmekte, toplum ve millet hayatını germektedir.
Modern demokrasilerde; devlet, hiçbir din ve ideoloji sahibi değildir. Ona din veya ideoloji kılıfı giydirmeye çalışanlar hep hüsranla karşılaşacaklardır. Devlet, bazı grupların söylediği gibi Müslüman da olmaz, Atatürkçü de. Onun dini de ideolojisi de yoktur, o laiktir. Ancak kişiler Müslüman yada Atatürkçü olabilir, onlar da laik olamazlar. Bu sebeplerle ben laik’im diyenlere hep tebessümle bakmışımdır.
Bu laik devlet, vatandaşlarının dinlerine saygılı ve eşit mesafededir. Onların din ve vicdan hürriyetlerini korur. İnandıkları gibi yaşama, inanç ve düşüncelerini yayma hakkına saygı duyar. Dinlerini öğrenmeleri için her türlü çalışmayı ve yardımı yapar gerekli eğitimi verir. Vatandaşlarını yanlış, akıl ve bilimden, dinin doğrularından uzak sapkın fikirlerden, hurafelerden korur. Bunun için gerekli tedbirleri alır. Ülkede yaşayan hiç kimse dini inançlarını başkasına dayatamaz. Kamu görevlileri, dini inançlarını görevlerinin önüne geçiremezler. Görevlerini tarafsız ve eşit bir şekilde yerine getirirler.
Bütün bu girizgahın sebebi okuduğum bir kitaptan kısa bir pasajı sizlere aktarmak içindi. General Osman Pamukoğlu’nun yazdığı “ Unutulanlar Dışında Yeni Bir Şey Yok “ isimli kitaptan.
General Osman Pamukoğlu 1993-1995 yılları arasında Hakkari Dağ ve Komando Tugayı ve Güvenlik Komutanlığı yapmıştır. Görev yaptığı süre içinde muharebeleri bizzat yöneten ve fiilen çatışmalara giren Osman Paşa, 778 günde yapılanları, muharebelerin detaylarını ve Kuzey Irak’ta yaşananları başarılı ve akıcı bir anlatımla okuyucularına sunmuştur.
Harmoni yayınları arasında çıkan kitabın, ikinci baskısının 130. sayfasının son iki paragrafını aşağıya alarak sizlerle paylaşmak istiyorum.
“ Önemli bir idari mesele vardı. Şehitlere imam veya hocanın yapması gereken ilk dini işlemleri askerlerin arasından seçilen erler yapıyordu. Bu çocuklar işlerini yetiştikleri bölgelerde gördükleri gibi içtenlikle yürütüyorlardı ama bu işlerin başına dini eğitim almış, din işleri subayı gerekiyordu. Bu sosyal ve kültürel bir ihtiyaçtı. Hakkari gibi bir yerde böyle bir subay şarttı. Dağ ve Komando Tugayının kadrosunda da öğretmen sınıfından din işleri subayı mevcuttu. Tugayda savaş kadrosuyla 5.000 kişi zaten vardı. Ama tugay, 23.000 kişilik bir muharebe gücünü sevk ve idare ediyordu. İhtiyaç bu büyük güç için elzemdi ve mücadelenin en doruk bölümündeydik. Kara Kuvvetleri Komutanlığına kadrodaki yerini de belirterek, atama yapılmasını yazılı olarak teklif ettik. 1994 atamaları ile gerçekleştirilmesi önerisi maalesef olmadı.
Aslında teklife ne gerek vardı ki? Herkesin yağdığını gördüğü yağmur için, yağmur altında kalanların bize şemsiye lazım demesi mi gerekir?
İşte din ve vicdan hürriyeti, inandığı gibi yaşama hakkı insanların maddi ve manevi dünyasını şekillendirmektedir. Din eğitiminin devlet okullarında ve devletin gözetiminde Milli Eğitim Bakanlığı tarafından verilmelidir. Bu da dinimizin ehil eller tarafından hurafelerden uzak Akıl ve Bilime uygun Kur’an ışığında öğretilmelidir. Çağdışı yöntem ve izbe yerler yerine okullar bu eğitim için en uygun olandır.
Cumhuriyet ile Modern Türkiye’nin Temellerini atan Atatürk’ü iyi anlamak, ona karşı olanlarla, onu istismar edenler arasında hiçbir fark olmadığını anlamakla başlar. Refah seviyesi yüksek, Demokratik bir hukuk devleti olmak, insanlarının bir kısmı “ green card “ bir kısmı Taliban peşinde koşan bir ülke olmamak, çocuklarını eğitim için Suriye, Mısır v. b. Ülkelere göndermeyen bir ülke olmak istiyorsak; her türlü dini ve ideolojik taassuptan uzak akılcı davranmak zorundayız.
Bu ülkede yaşayan, Türkiye sevdalısı herkes, dili dini ırkı mezhebi inancı ne olursa olsun eşittir. Beş bin yıllık Anadolu Kültürünün mirasıdır.
Anadolu’nun yüzünü güldürmek hepimizin görevi ve vebalimizdir.
12 Aralık 2003

